Accept Biyografi

Albümler

1979 - Accept
1980 - I'm A Rebel
1981 - Breaker
1982 - Restless And Wild
1983 - Balls To The Wall
1985 - Metal Heart
1986 - Kaizoku-Ban - Live In Japan
1986 - Russian Roulette
1989 - Eat The Heat
1990 - Staying A Life
1992 - No Substitutes
1993 - Objection Overruled
1994 - Death Row
1996 - Predator
1997 - All Areas - Worldwide Live
1998 - The Final Chapter
2002 - Rich & Famous
2002 - Metal Blast From The Past

 



Grup Hakkında

Binlerce rock dinleyicisi bir türün doğuşuna tanıklık ediyordu; Heavy Metal! Vokalde Udo Dirkschneider, gitaristler Wolf Hoffman ve Gerhard Wahl(1978’de yerini Jörg Fischer’a bıraktı), bas gitarist Peter Baltes ve baterist Frank Friedrich..

Ufak bir sanayi şehri olan Solingen’den çıkan bu genç ve vahşi çocuklar için hayat asla bir daha aynı olmayacaktı.. Oldukça kısa bir sürede albüm anlaşması kapan bu genç grup, müzik dünyasından bihaberken birden kendilerini profesyonel bir stüdyoda ilk albümleri “Accept”i kaydederken buldular. Sonucu ne olacağı belli olmayan bu albüm, Udo’nun vahşi vokali ve onu destekleyen “elektirikli enstrümanlar” ile brutal, agresif ve gürültülü bir hale geldi ve yakalanan bu tarz Accept ile özdeşleşti. Kesinlikle eşsizdi, daha önce kimse, kulaklara bu kadar sert bir müzikle tecavüz etmemişti..
İlginçtir; bas gitarist Peter Baltes grubun bu ilk albümünde, “Sound of War” ve “Seawinds” şarkılarında vokalistti. Bu tip gruplarda pek alışılmayan bir durum olsa da diğer albümlerde de sık sık karşılaşılacak bir durum oldu. Müzik tarzları yukarıda tasvir ettiğimiz gibi olmayacak olsa da ustalıkları ve yetenekleri ile inanılmaz şarkılara imza atmaya devam edeceklerdi.

İlk albümün ardından baterist Frank Friedrich, diğerlerinin profesyonel müzik kariyeri adı altında çıktığı yolculuğa katılmamaya karar verince Stefan Kaufmann grubun yeni bateristi oldu.. Artık tohumlar ekilmişti; grubun ikinci albümü “I’m a Rebel” raflarda yerini aldığında görüldü ki hiçbir isim grubu bu kadar iyi tarif edemezdi. Albüm listelerde dolanmaya başlarken grup da TV programlarına katılıyor ve popülerlik gruba göz kırpıyordu. Grubun imajı ise, özellikle canlı performanslarda, açık bir mesaj yolluyordu: Kötüye merhamet yok! Udo’nun vokali, gitarların agresifliği ve baterinin gücü üzerine gelen bas gitar, grubu İngiltere’den yükselen Heavy Metal’in mihenk taşlarından biri haline getiriyordu.

 


1981’de belki de grup için en önemli albüm olan “Breaker” piyasaya çıktı. Aynı sene içerisinde grup, Gaby Hauke’yi menajer olarak kendilerine seçerken iki taraf arasındaki dostluk ömür boyu sürecekti. Artık sahne hazırdı, her şey Accept’in performansına bağlıydı ve grup beklediği büyük fırsatı yakalayarak efsanevi Judas Priest ile Avrupa turnesine çıkıyor ve Accept dünyaya açılıyordu..

1982 yılına geldiğimizde, grupta bir değişiklik yaşanıyor ve prodüktörlüğünü Michael Wagener’in yaptığı yeni albüm “Restless & Wild”ın kaydından hemen önce Jörg Fischer gruptan ayrılıyordu. Kayıt esnasında tüm gitarları Wolf tarafından çalıyordu.. Birçok yönden bu albüm, Accept’in kariyerinde bir dönüm noktası oldu. Yaptıkları muhteşem şarkı, “Fast As a Shark” ile grup, yeni bir türün, “Speed Metal”in de temellerini atmış oluyordu.Yıllar geçse bile Accept’in müziğe kattıkları Heavy Metal ve Speed Metal’in tarihinde önemli rol oynarken, “Restless & Wild” albümündeki riffler bu gün bile binlerce genç gitarist tarafından kullanılıyor. Bu albüm aynı zamanda her Accept hayranının taptığı “Princess Of The Dawn” gibi bir şarkıyı da barındırıyor. Bu zaman zarfı içerisinde Accept, sahnelerde de fırtına gibi esiyordu.. Her konser öncesi uzun ve acımasız provalar yapan grup, şov zamanı geldiğinde adeta bir makine gibi inanılmaz performanslar sergiliyordu.. O günlerde unutulmaması gereken bir de tur gitaristi vardı; Herman Frank..

Müziğe olan tutkuları gittikçe güçlenen Accept, yıl sona ermeden şaheserleri “Balls To The Wall”ı kaydediyor ve prodüktörlüğü de bizzat grup kendi üstleniyordu. Albüm sürprizlerle doluydu. Şarkı sözü yazarı Deaffy ile yarattıkları bu konsept albüm daha önce tartışmaya bile kimsenin cesaret edemediği ve Heavy Metal’de bile hiç bahsi geçmemiş olayları konu ediyordu. Politika, seks, aşk, kilise, sorumluluklar, hiçbir şeye bağımlı olmamak gibi konulara diğer insanlardan farklı bakarak bir ilki gerçekleştirdiler. Accept’in kendine has bu görüşleri, müzik camiasında da hiçbir şekilde ters tepki görmeden saygıyla karşılandı. Bu konular, Accept’in hayat duruşuydu ve sonuna kadar bu duruşu sergileyeceklerdi..

 



Deaffy’nin kimliği yıllar boyunca merak konusu olsa da, bu gizemli söz yazarı, grubun menajeri Gaby Hauke’den başkası değildi. Hatta “Balls To The Wall”dan bu yana bütün şarkı sözlerini kendisi yazmasına rağmen ilginin gruba yönelmesini istediği için kimliğini uzun süre gizli tuttu.. Gaby kendisini adeta Accept’in kariyerine adamıştı. Profesyonel çalışması ve iş disiplini, Gaby’i bugün bile hala saygı duyulan nadir kadın menajerlerden biri yaptı. Gaby, BMG International, Sony New York, JVC Japan gibi firmaların gruba destek vermesini sağlayarak Almanya’dan çıkan bu genç ve istekli gruba dünyanın kapılarını açan kişi oldu. Bu başarılı ortaklık, Accept’e milyonlar sattırırken, grubu bu müziğin en büyükleri arasına sokuyordu.
Grup için zaman çabuk geçiyordu. 1983’te kendi ülkelerinde verdikleri konserde gitarist Jörg Fischer’ı tekrar çağırdılar ve Gaby’nin de isteği üzerine Jörg Fischer tekrar gruba dahil oldu..

Amerika, Asya, Avrupa.. Accept dünyayı fethediyordu! Ve 1984’te eve döndüklerinde, turneyi bitirmiş ve Monsters Of Rock’ta yer yerinden oynamıştı. Almanlar yeni ilahları için çıldırıyor ve Accept bulutların üzerinde uçuyordu. Kısa bir süre sonra Accept, Scorpions efsanesinin yaratıcısı, prodüktör Dieter Dierks ile bir araya gelerek “Metal Heart”ın kayıtlarına başlayacaktı.

Bu albüm, geleceği gösteren bir küre gibi adeta.. Bilgisayarlaşmış insanların kalplerini sembolize eden albüm kapağı ise, bilgisayarlaşmış bir kalbe cam bir kapının arkasından bakış gibi..Ve gariptir ki grubun 1985’te ortaya koyduğu bu görüş, şarkı sözlerinde işlenen konuların günümüzdeki insanların kalpsizliğiyle karşılaştırılınca ne kadar doğru görünüyor.

Metal Heart ile tekrar ispatladılar ki şöhretleri asla geçici değil. Accept uluslar arası bütün listelerde üst sıralarda yer bulurken konserleri dolup taşıyordu. Binlerce ölümüne hayranı, altın albümler, kapalı gişe şovlar.. Accept bunların hepsine sahipti..1985’te miksajını Michael Wagener’in yaptığı iki albüm daha piyasaya çıktı; “Kaizoku Ban” ve “Russian Roulette”. Kendilerini rock dünyasının en tepesinde bulan grup bu sorumluluğu üstlenerek ciddiyetini korumaya devam ediyordu. Sahnede her şeylerini ortaya koyarak performans sergileyen grup asla başarısız olmadı. Her yeni albümde önceki her albümün üstüne çıkmak zorunluluğu onları daha çok ateşledi.

Ne yazık ki her insanda yaşandığı gibi Accept de bu yoğun temponun ve stresin altında yavaş yavaş ezilmeye başladı. Sürekli seyahatler, otellerde, tur otobüslerinde yaşanan hayat ve sıfır özel hayat. Bu zorlu süreç her grup üyesine ayrı ayrı fatura çıkarırken, Accept artık olgunluğa erişiyordu. Olgunluk; yeni görüşler, ilgi alanları ve öncelikler demekti..

1984’ten bu yana çıkılan turnelerde görüldü ki; Peter Baltes, Wolf Hoffman ve Gaby Hauke’nin Amerika aşkı gittikçe büyüyor ve yeni “evlerinde” daha çok zaman geçiriyorlar, yeni hayatlara başlıyorlardı. Tabi bu üçlünün Amerika tutkusu ne kadar fazlaysa, Almanya’da kalan üçlüde de o kadar azdı. Udo, Stefan ve Jörg’ten ayrı kalınması, araya giren mesafe, fikirlerde de açılmaya başlamıştı. Artık hepsi büyümüş, erkek olmuş ve kendi hayatlarını kontrol etmek istiyorlardı, hayatlarında Accept’e ayrılan alan gittikçe daralıyordu. Sonuçta ara verdiler ve Udo’nun kendi solo çalışmalarını yapmak istemesi saygıyla karşılandı..

Peter, Wolf, Jörg ve Stefan, Udo’ya New England’daki stüdyolarında yeni bir albüm yazmayı önerdiler. Sonuçta ortaya çıkan “Animal House” albümü, Udo’nun kariyerindeki en başarılı albüm olurken, Gaby Hauke yine iş başındaydı ve Udo’ya Avrupa, Amerika turneleri ayarlamakla meşguldü.
Öbür yanda, Peter, Wolf ve Stefan (Jörg grubu yine terk etmişti bu arada) daha geniş bir alanda müzik ile uğraşmaya başlamışlar ve Dieter Dierks eline geçen ilk demo sonucu beğenisini gizlememiş ve yeni albüm yapmaya karar vermişti. Hatta Amerika’dan yeni bir vokal, David Reece’i de bulup gruba getirmişlerdi. Artık Udo’suz yeni bir hayat başlıyordu..

İlk turne tarihi ayarlanmıştı. David Reece, Wolf Hoffman, Peter Baltes, Stefan Kaufmann ve ikinci gitarist, İngiltere’den Jim Stacey’den oluşan kadrosuyla grup turneye başladı. Konserler beklenenin üzerinde beğeni toplarken grup yeni bir boyuta doğru yol alıyordu. Müzik firmaları ve kritikler tek bir şeyde birleşiyorlardı; “çok büyük olacaklar”..Fakat hayat sürprizlerle doluydu elbette ki. Turnelerin ¾’ü tamamlanırken, baterist Stefan Kaufmann sırtından ciddi bir rahatsızlık geçirdi ve tedavi için Almanya’ya döndü. House of Lords bateristi Ken Mary’nin yardımıyla turne bitirilebildi. Tabi Accept’in problemleri bununla sınırlı kalmadı; David Reece turneyi kaldıramadı ve ortaya çıktı ki bu adam kendi kendinin düşmanıydı. İşte bu noktada, Wolf, Hoffman, Baltes ve menajer Gaby havlu atmanın zamanının geldiğine karar verdiler. Çok zor ama önemli bir karardı çünkü Accept, hayranlarının gözünde saygınlığını kaybetmemeliydi. Eve dönüp tekrar güç toplama zamanıydı..

Tabi ayrı kalmak dağılmak anlamına gelmiyordu. 1990’da çıkan “Staying A Life” çifte albümü, Accept’in dünya çapında tekrar yükselmesini ve grubun tekrar sahneye dönmesi talebinin artmasını sağlıyordu. Bir süre sonra Stefan’ı ziyaret için Almanya’ya dönen Wolf, Udo ile de görüştükten sonra tekrar denemenin kaçınılmaz olduğuna karar verdiler.

Yeni şarkılar yazarken, ikinci bir gitariste gerek olmadığına karar verip bütün gitarları Wolf’a yüklediler. Artık yollarına dört kişi devam edeceklerdi. Ortaya “Objection Overruled” çıkarken tarih 1993’tü..

Gaby’nin kimseyle bağlantılarını koparmamasının karşılığını alan grup, bu yeni albümle hayranlarını mest ediyor ve grubun hala ayakta olduğunu gösteriyordu. Eşsiz şarkı sözleri ve müzikal yapısıyla Accept yine hükmediyordu! Çıkılan dünya turunda hayranları grubu bağırlarına basıyor ve herkes tekrar birleşmenin mutluluğunu yaşıyordu. Yaşanan bu gelişmeler grup üyelerini de şevklendiriyor ve Accept’in sonsuza kadar yaşatmak hayallerine daha sıkı sarılmalarına sebep oluyordu.Ama müzik dünyasında her şey çok çabuk değişiyor ve yeni bir jenerasyon geliyordu.. Eski ile y eni arasında bir köprü kurulmalıydı ve 1994 tarihinde kaydedilen “Death Row” bu görevi üstlenecekti. Albümün kayıtları sırasında; Kaufmann’ın sırtındaki rahatsızlık tekrar nüksediyor ve kayıtları tamamlayamıyordu. Onun yerine geçici olarak Stefan Schwarzmann setin arkasında yerini aldı.

Birden bire kendilerini tekrar, stüdyolarda, yollarda, otellerde bulan grup ufaktan stres altına girmeye başladı. Artık her biri ayrı ülkelerde yaşıyordu, evlenip aile kuranlar vardı ve ilgi alanları ciddi değişiklikler göstermeye başlamıştı ama Solingen’den başlayan yolculuğun en başında ne hissediyorlarsa hala aynı şeyi hissediyorlardı. Müziğe olan aşkları, sahnede binlerce insanın önünde olma tutkusu ve beraber yeni şarkılar yapmak. Bunlardan vazgeçilmesi çok zordu fakat hayatlarından vazgeçmeleri de çok zordu..



Bu birlikteliği uzun süre yaşatamayacaklarını bilmelerine rağmen son bir atış daha yapmaya karar verdiler. Kariyerlerinin belki de son albümü olacaktı biliyorlardı fakat yine de kendilerini engelleyemediler. 1995’te Nashville’de bir araya gelen grup, “Predator”ü kaydederken, prodüktör yine Michael Wagener’di.. Yeni baterist Michael Cartellone gruba dahil olurken, Peter yine bazı şarkılarda vokal yapıyordu. Bu albüm grubun içindeki ateşe benzin dökmek gibi bir şey oldu.

Çıkılan son dünya turunun ardından 20 yıllık heavy metal efsanesinin sonuna gelinmişti adeta. 1996’da hayranlarını son kez Tokyo’da selamlayan Accept için artık dinlenme zamanıydı. Metal efsanesi inzivaya çekilirken bir dönem kapanıyordu..

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !